A.D.E.M




ISLAMI SEVGIYE HOS GELDINIZ

Anasayfa | Arsiv | Profilim | Rss | E-Mail
MENÜLER
Son Yazılarım

Kategorilerim

Son Yorumlar

Arama

Arkadaşlarım


 



Create Your Custom Message

17/10/2007 - Rasoul Allah

Rasoul Allah

Yorum (6) :: Bağlantı

17/10/2007 - Allah And Islam

Allah And Islam

Yorum (2) :: Bağlantı

17/10/2007 - Months in islam

Months in islam

Yorum (0) :: Bağlantı

17/10/2007 - Months in islam

Months in islam

Yorum (0) :: Bağlantı

17/10/2007 - Months in islam

Months in islam

Yorum (0) :: Bağlantı

10/10/2007 - El-Hizbü'l Masûn 2

"Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimse..."
"Ve peygamberleri onlara dedi ki: "Onun hükümdarlığının alâmeti, içinde Rabbinizden bir sekine ve bir kalıntı bulunan tabutun gelmesidir."
"Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sa-bit-kadem eyle ve o kâfir millete karşı bize yardım ihsan eyle."
"Onlar ki, halk kendilerine, "(Düşmanınız olan) insanlar size karşı (ordu) topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu onlann imanını bir kat daha artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" dediler. * Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve lütfuyla geri döndüler."
"De ki: "Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tan başkasını mı dost edineceğim?"
"Çünkü O, bana karşı çok lütuf kârdır."
" Beni peygamber yaptı. * Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı."
"Başarmam ancak Allah(ın yardımı) iledir. Yalnız Ona dayandım ve yalnız Ona yönelirim."
Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur. "(Onlar) sağır, dilsiz ve kördürler; onun için düşünmezler."
"Karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir."
"(Düşen) yıldınmlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar."
"Telâşa düştükleri zaman (onlan) bir görsen; hiçbiri kurtulamaz."
"İşte zalimlerin cezası budur."
"Sizin dostunuz ancak Allah, Onun elçisi ve inananlardır. "
"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır."
"O, kullarının üstünde tek hâkimdir. Size koruyucu (melek)ler gönderir."
"Ey iman edenler, yakınınızda bulunan kâfirlerle savaşın; onlar sizde (kendilerine karşı) bir sertlik bulsunlar."
"Fitneden eser kalmayıncaya kadar onlarla savaşın."
"O gün, mü'minler sevinir(ler) * Allah'ın yardımıyla. (Allah) dilediğine yardım eder."
"Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de bu sağlam sözle tesbit buyurur."
"Nihayet onlann arasına, içinde rahmet dışında azap kapılı bir sur çekilir."
" Allah onları arkalarından çepeçevre kuşatmıştır."
"Allah, sizin düş-manlarınızı en iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter."
"Onlardan korkmayın, Benden korkun."
"O gün bazı kalbler tir tir titrer. * Onların gözleri de önlerinde."
"Onların yaptıklan yüzünden başlarına musibet inip duracak."
"Onlar da ancak korkunç bir ses beklemektedirler."
"Sanki dayanmış keresteler gibidirler."
"Onlan yaratan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi?"
"Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum."
"Eğer sabreder ve Allah'tan korkarsanız onların hilesi size hiçbir zarar veremez."
"Sonra onlara karşı size tekrar galibiyet ve zafer verdik, servet ve oğullarla gücünüzü artırdık, sayınızı daha da çoğalttık."
"O zamanı da hatırlayın ki, siz yeryüzünde zayıf ve hakir görülen bir azınlıktınız, insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz; öyleyken sizi banndırdı."
"Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetlerini yâd edin durun: Hani bir topluluk size el uzatmağa (tecavüze) yeltenmişti de, (Allah) onlann ellerini sizden çekmişti."
"Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı mı var? Ondan başka ilâh yoktur."
"Umulur ki, Rabbi-niz düşmanınızı helak eder."
"Umulur ki Allah, kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlüdür."
"Onlar hileye kalkıştılar. Allah da onların hilelerine mukabil cezalarını verdi. Allah, hilekârlığa karşı ceza verenlerin en hayırlısıdır."
"Ve onların tuzağı bozulur."
"Zira gözler kör olmaz; (asıl) göğüslerdeki kalbler kör olur."
"O topluluk yakında hezimete uğrayacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır."
"Biz de onlan, izzet ve kudretimize lâyık bir şekilde derdest ettik."
"Allah size güçlük çıkarmak dilemiyor; bilâkis sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istiyor."
"Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir."
"Şimdi Allah (yükünüzü) hafifletti ve bildi ki sizde bir zaaf var."
"Allah sizin için kolaylık diler, sizin için güçlük dilemez."
"De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur".
"Size rahmetinden iki nasip versin ve size bir nur bahşeylesin ki, onunla yürüyesiniz."
Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeveceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur. "Onların hiçbir yardımcılan yoktur."
"İşte zalimlerin cezası budur."
"Kötülük girdabı başlarına dolansın."
"Allah, onları alt üst etsin."
"Onlar en alçaklar arasındadırlar."
" Ayağa kalkacak güçleri olmamış yardım edenleri de olmamıştı."
"Allah bozguncuların işini düzeltmez."
"Hâinlerin tuzağını Allah başarıya ulaştırmaz."
"Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de, neticede üstün geldiler."
"Allah iman edenleri müdafaa eder."
"Nurlan, önlerinde ve sağlannda koşar."
"Allah daima onları gözetlemektedir."
"Ne mutlu (onlara). Onların varacakları yer de ne güzeldir."
"Ve onlar o gün korkudan emindirler."
"İşte emniyet onlarındır ve onlar hidayete erenlerdir."
"Onlardır Allah'ın hidayet ettiği kimseler. Öyleyse onların yoluna uy."
"Onlar için ne göz aydınlığı (olan nimetlerin saklandığını hiç kimse bilemez."
"Biz onları halis bir ahiret düşüncesi ile ihlâsa ermiş has kullarımızdan kılmışızdır. * Onlar, yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır."
"Onlara dillerde yüksek bir şerefle anılma nimeti verdik."
"Andolsun ki, Biz onları katımızdan bir bilgiye mazhar olmalarına binaen (kendi zamanlarındaki) âlemlere üstün kıldık."
"Onları seçtik ve onları doğru bir yola ilettik".
"O ikisini, oturmaya uygun ve suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik."
"Ve galip gelecek olanlar, mutlaka Bizim ordumuzdur."
" Bunun üzerine kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan Allah'ın nimet ve lütfuyla geri döndüler."
"(Duydukları) söz sadece selâm, selâmdır."
"...ve sevinçli olarak ailesine dönecektir."
Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur. "Bunlar da ancak korkunç bir ses beklemektedirler ki onun bir an gecikmesi yoktur."
"Onları paramparça ettik."
"Afâk ve kendi nefislerinde onlara âyetlerimizi göstereceğiz. Böylece Kur'ân'ın hakkaniyeti onlar için iyiden iyiye belli olacak."
"Sana vahyedilene sımsıkı sarıl; çünkü Sen dosdoğru bir yol üzerindesin."
"Eğer Sana indirdiğimizden kuşku içinde isen, Senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun, Sana Rabbinden hak geldi. O halde Sen şüphe edenlerden olamazsın."
"Hayır! Yemin ederim yıldızların yerlerine; * Bilseniz, bu büyük bir yemindir."
"Ve O, mü'minler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir."
"Sana Kitab'ı indiren Odur; Onun bazı âyetleri muhkemdir ki bunlar, Kitab'ın esasıdır."
"Bunlar, Allah'ın âyetleridir; Sana onları gerçek ile okuyoruz. Artık Allah'tan ve Onun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?"
"Allah, sana indirdiğini kendi bilgisi ile indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de (buna) şahitlik ederler. Esasen, şahit olarak Allah yeter."
."Dost olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter".
"Allah, her şeyi gözetip karşılığını verir."
"De ki: Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve yardım için bir o kadarını daha getirmiş de olsaydık yine de Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce denizler tükenirdi." Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur.
"Kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bilecekler."
"Kimin makamının daha kötü ve askerinin daha zayıf olduğunu bileceklerdir."
"Onların helaki için bir zaman belirlemiştik."
"O zaman ebediyen iflah olamazsınız."
"Sağ elindeki (asa)nı at da onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz."
"Sen onları toplu sanırsın, ama onların kalbleri dağınıktır."
"Şüphesiz içinde bulundukları (din) yıkılmıştır, yapmakta oldukları da bâtıldır."
"İşte o zaman, bâtıl işleyip duranlar hüsrana uğrayacaklardır."
"Yoksa Sen onların çoğunun dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır! Onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar."
"İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır."
"İşte Allah, bilmeyenlerin kalblerini böyle mühürler." Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur.
"Yaptıkları haksızlıktan ötürü, o söz (azap) gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar."
"Yaptıklan işlerden dolayı Allah onları başaşağı getirmiştir."
"Artık konuşamazlar."
"O ki, yardımıyla ve mü'minlerle seni destekledi."
"Biz de "ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol" dedik. * Ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk."
."Gerçekten Rabbim, doğru bir yol üzerinedir."
"Allah ise onları arkalarından kuşatmıştır. * Hayır! (Hakikatte) o, şerefli bir Kur'ân'dır * Levh-i Mahfûz'da bulunan."
Nebî-i ümmî olan Efendimiz Hz. Muhammed'e, Onun âline ve ashabına, din gününe kadar çok çok salât ve selâm olsun.
Ve Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla. Kâmil ve Kadîm Allah'ın vechinin nurunu siper edindim.
Allah'ın her şeyi kuşatan kalesine sığındım.
Üzerime saldırana Allah'ın öldürücü oku ve kılıcını attım.
Ey emrinde galip, mahlûkatı üzerinde kâim ve kişi ile kalbi arasına giren Allahım; benimle şeytanın, onların dürtüklemesinin ve kullarından benim kendisine güç yetiremeyeceğim kişilerin arasına gir.
Onların dillerini ve gözlerini bana karşı tut, ellerine ve ayaklarına pranga vur.
Benimle onlar arasına azamet nurundan bir set, kuvvetinden bir perde, saltanatından bir kale koy. Şüphesiz ki Sen, Hayy'sın, Kâdir'sin.
Allahım, tehlikeli yerlerin en aşağısında onların gözlerini kör et, zalimlerin gözlerini de perdele de onların bakışlarına hiç aldırmayayım.
"Şimşeğin panltısı, neredeyse gözlerini alır. * Allah gece ile gündüzü birbiri ardına çevirip duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır."
"Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla."
"Kâf hâ yâ ayn sâd"
"Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla."
"Hâ mîm * Ayn sîn kaf"
"(Dünya hayatı) gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış, arkasından rüzgarın savurduğu çer çöp haline gelmiştir."
"O, öyle Allah'tır ki, Ondan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, Rahmân'dır, Ra-hîm'dir."
"Yaklaşan gün hususunda onları uyar. Çünki o zaman dehşet içinde yutkunurken, yürekleri ağızlarına gelmiştir. O zalim kâfirlerin ne dostları ne de itibar edilir şefaatçileri vardır."
"Herkes neler getirdiğini anlamıştır. * Hayır! Yemin ederim akıp giden, * Bazen kaybolup bazen de etrafı aydınlatan yıldızlara; * Kararmaya yüz tuttuğunda geceye; * Ağarmaya başladığında sabaha."
"Sâd. Öğüt veren Kur'ân'a yemin ederim ki, * İnkâr edenler (iddia ettiklerinin) aksine, bir gurur ve tefrika içindedirler."
Yüzleri çirkinleşsin, gözleri kör olsun, dilleri de yorulsun, hayırlarını gözlerinin arasına, serlerini ayaklarının altına, Hz. Süleyman'ın mührünü de omuzlarının arasına koydum.
"Onlara karşı Allah Sana yeter. O Semî'dir, Alîm'dir."
Salât ü selâm Efendimiz Hz. Muhammed'e ve Onun tertemiz, pâk bütün âline olsun. Hamd Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

Yorum (3) :: Bağlantı

10/10/2007 - El-Hizbü'l Masûn 1

Not: Hizbü'l-Masûn duasının büyük bölümü, Kur'ân'ın farklı yerlerindeki âyetlerden alınmıştır. Bundan dolayı kitabın diğer bölümlerinin Arapça kısmında âyetler, âyet parantezi ({}) içine alındığı halde burada bu yapılmamıştır. Farklı âyetlerden alınan yerler ayrı meal numarası altında verilmiştir. Kur'ân'da birbirini takip eden âyetler ise aynı meal numarası altında verilmiş fakat aralarına (*) konmuştur. Ayrıca kitabın bütününde uygulandığı gibi âyetlerin mealleri tırnak ("") içinde verilmiştir. Duanın son taraflarındaki, Kur'ân'dan alınmış olmayan duaların meali verilirken ise tırnak ("") kullanılmamıştır. Bu duanın farklı yerlerinde 10 defa geçen "A'dâünâ...." şeklinde başlayan kısım da âyet değildir. Bunu belirtmek için bu kısım, duanın hem arapça aslında hem de mealinde italik (yan yazı ile) yazılmıştır. 286
Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla. "Âlemlerin Rabbi (terbiye edip yetiştiricisi) Allah'a hamd olsun. * (O) Rah-mân'dır, Rahîm'dir. * Din gününün (mükâfat ve ceza gününün) sahibidir. * (Yâ Rabbi,) ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. * Bizi doğru yola ilet; * Nimet verdiğin kimselerin yoluna; kendilerine gazap edilmiş olanların ve sapmışların değil."
."Hamdolsun O Allah'a ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı var etti. Yine de küfredenler, Rablerine (başkalarını) denk tutuyorlar."
."Ona bir tuzak kurmak istediler, Biz de tuzaklarını boşa çıkarıp onları en alçaklardan kıldık."
"Ve onu tasadan kurtardık; işte Biz, mü'minleri böyle kurtarırız."
"İşte böylece Biz Ondan kötülük ve fuhşu savmak için (böyle yaptık); şüphesiz O, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandır."
"Allah onu, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu."
"Onlar, ona asla yetişemeyecekler."
"Muhakkak ki o, kopmayan sapasağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir."
"Ve buyruğumuzdan ona kolay olanını söyleyeceğiz." Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur.
"Yaptıkları her işin önüne geçtik de işlerini (etrafa) saçılmış toz duman haline getirdik."
"Zalimlerin cezası budur."
"Sonra elçilerimizi ve iman edenleri kurtanrız. Aynı şekilde üzerimize düşen bir borç olarak mü'minleri kurtarırız."
"Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır."
"Şüphesiz, elbette biz onun koruyucularıyız."
"Gerçek şu ki, o çok büyük devlet sahibidir."
"Doğrusu Onun, Bizim katımızda büyük bir değeri ve güzel bir yeri vardır. "Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişerneyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur.
"Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı."
."Ve aralarındaki (bütün) bağlar kopup parçalandı."
"Onlar derme-çatma, bölük-pörçük gruplardan meydana gelmiş (ve) şurada bozguna uğratılmaya mahkûm bir ordudur."
"Onun için, kendisiyle insanlar arasında dolaşacağı bir nur var ettik."
"Kadınlar onu (Yusuf'u) görünce, (gözlerinde) büyüttüler, (hayranlıklarından ötürü) ellerini doğradılar ve "Allah için hâşâ bu insan değil; bu olsa olsa güzel bir melektir!" dediler."
"Andolsun ki, gerçekten Allah, seni bize üstün kılmış" dediler."
"Allah, Onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti ve ona ilim ve cisim itibariyle de bir ziyade vüs'at vermiştir. Allah, mülkünü dilediğine verir."
"Onun nimetlerine şükredici idi. (Allah) kendisini seçmiş ve doğru yola iletmişti."
"Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık verdi."
"Onu üstün bir makama yücelttik."
"Ve onu (fısıldaşan kimse kadar) kendimize yaklaştırdık."
"Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi."
"Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün Ona selâm olsun."
Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur. "Eğer Sana hile yapmak isterlerse şunu bilki; Allah sana yeter. O, yardımıyla ve mü'minlerle seni destekleyen * Ve onların kalblerinin arasını te'lif buyurandır. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi harcasaydın, yine de onların kalblerinin arasını te'lif edemezdin; fakat Allah, onların arasını te'lif etti şüphesiz. O, Aziz'dir, Hakimdir."
"Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin."
"Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. "
"Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve Allah'ın gazabına uğradılar."
"Onlara Rablerin-den bir gazap ve dünya hayatında bir zillet gelip çatacaktır. "
"Allah bir topluluğun başına, hoşlarına gitmeyecek bir şeyin gelmesini takdir buyurdu mu, artık onu geri çevirecek yoktur."
"Gözleri önlerinde, kendilerini zillet bürümüş bir durumda..."
"Bu Kur'ân'ı bir dağa indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün."
"Onların yaptıklarına üzülme."
"Kurdukları tuzaklardan sıkıntıya düşme."
"Eğer Biz Seni alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız."
"O alay edenlere karşı Biz Sana yeteriz."
"Sana selâm olsun Ashâb-ı Yemin'den."
"Dön, korkma; muhakakkak Sen güven içinde olanlardansın."
"Korkma; o zalim kavimden kurtuldun."
".... yetişilmekten korkmaksızın, (boğulmaktan) endişe etmeksizin.... (diye variyettik.)"
"Korkma, çünkü Benim huzurumda peygamberler korkmaz."
"Korkma, üzülme."
"Korkmayın, Ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm."
"Korkma, üstün gelecek Sensin, Sen!"
"O zaman (bakarsın ki), seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir."
"Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez."
"Allah da bir ilim üzerine (ilmi olmakla birlikte) onu saptırdı, kulağını ve kalbini mühürledi ve gözünün üstüne de bir perde çekti."
" Yaptığı işin vebalini tatsın diye..."
"Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır."
"Rahmân(a saygı) sebebiyle sesler kısılmıştır."
"Allah Seni insanlardan korur."
"Sana hiçbir zarar veremezler."
"Doğrusu Biz Sana ağır bir söz vahyedeceğiz."
"Rabbinin hükmüne sabret."
"Şimdi Sen güzelce sabret."
"Eğer Seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten neredeyse onlara birazcık meyledecektin."
"Sen onlara aldırma, Allah'a dayan; vekil olarak Allah kâfidir."
"Allah, kuluna kâfi değil mi?"
"Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?"
"Ve Allah sana şanlı bir zafer versin diye..."
Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur. "Hepsi de lanetlenmiş olarak, nerede ele geçirilirlerse derdest edilir ve öldürülürler. "
"Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, azabı ve intikamı çok daha çetindir."
"Zalimlerin cezası işte budur."
"Sen, artık bu gün yanımızda büyük bir mevki sahibisin, güvenilir kimsesin."
"Senin şanını yücelttik."
"Senin üzerine, nezdimden bir sevgi koydum."
"(Ey Musa,) risâletlerimle, kelamımla Seni insanlann üzerine seçtim."
"Şüphesiz Seni insanlara imam yapacağım."
"Muhakkak ki Sana apaçık bir fetih ihsan ettik."
Düşmanlarımız bize ne bizzat ne de bilvasıta asla ilişemeyeceklerdir. Onların hiçbir durumda bize kötülük yapmaya güçleri yoktur. "Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinde de perde vardır."
"Allah, onların nurunu giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık göremezler. * (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar (Hakk'a) dönmezler."
"Kendilerinden öncekilerin alçaltılıp rezil edildikleri gibi alçaltılıp rezil edildiler."
"Onları(n gözlerini) perdeledik; artık göremezler."
"Biz onların boyunlanna bukağılar geçirdik; çenelere kadar dayanan o bukağılar yüzünden kafaları dimdiktir."
"Andolsun, Sana, tekrarlanan yedi (ayeti) ve yüce Kur'ân'ı verdik."
"Onlar, Allah'ın kalblerini, kulaklannı ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte gafiller onlardır."
"Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zâlim kim olabilir? Muhakkak ki Biz, suçlulardan öç alıcılarız."
"Kalblerine -onu anlamalarına engel olacak- perdeler gerer, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Sen, Kur'ân'da Rabbinin birliğini yâd ettiğinde onlar nefretle gerisin geri dönüp giderler."
"Sen onları doğru yola çağırsan da, artık ebediyen hidayete eremeyecekler."
"Hevâ ve hevesini ilâh edinen ve Allah'ın kendisini (hakkı) bilmesine rağmen (yapmamasından ötürü) saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürle-diği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü ?"
"O kötülük girdabı başlarına dolansın ve Allah onlara gazap etmiştir."
"Derken o hale geldiler ki, evlerinden başka bir şey görülmez oldu."
"Allah, onlann altlarını üstlerine getirsin."
"Sonra yine çokları kör, sağır kesildiler."
"Kazandıklan (günahlar) sebebiyle Allah onları kendi işledikleri yüzünden başaşağı getirmiştir."
"İşte zalimlerin cezası budur."
"Kim Allah'tan korkarsa, (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır * Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter."
"Kur'ân oku(mak iste)diğin zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın."
"De ki: Rabbim, gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edecek bir kuvvet ver."
"De ki: Rabbim beni doğru yola hidayet etti."
"Şüphesiz beraberimdedir Rabbim ve bana yol gösterecektir."
"Umanm ki Rabbim beni doğru yola iletir."
"Şüphesiz benim velîm, Kitab'ı indiren Allah'tır ve O, bütün sâlih kullarını görüp-gözetir."
"Rabbim, Sen bana mülkten bir (nasip) verdin ve bana hâdiselerin tevilini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da, ahirette de benim velîm Sensin. Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni sâlihler arasına kat!"

Yorum (0) :: Bağlantı

10/10/2007 - Esmaü’l-hüsna: Allah’ın güzel isimleri nelerdir?

Kategori: 1 Allah sevgisi

Allah’a kendi isimleri ile dua etmek, duanın kabulüne vesiledir. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v)’den birkaç kanaldan nakledilen hadisi şerifler vardır. Bunlardan biri de Esmaü’l-Hüsna’nın kendilerinin de bulunduğu hadisi şeriftir. Büreyde (r.a)’dan rivayet edilen bir hadisi şerifte, Hz. Peygamber (s.a.v)’in, dua eden bir adamdan şunları işittiği nakledilmektedir: “Allah'ım, şahâdet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın, birsin, Samedsin (hiçbir şeye ihtiyacın yok, her şey sana muhtaç), doğurmadın, doğmadın, bir eşin ve benzerin yoktur.” Dediği ve bunun üzerine Efendimiz (s.a.v)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

“Nefsimi kudret elinde tutan Zâta yemin olsun, bu kimse, Allah'tan İsm-i Âzàmı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i Âzamla dua ederse Allah ona icâbet eder, kim onunla talepte bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir.”(1) Mihcen İbnu'l-Edra' (r.a)’dan nakledilen bir hadiste ise, “günahları için mağfıret” dileyerek, “Allah’ım Sen Gafürsun, Râhimsin!” diyor ve bunu duyan Peygamberimiz (s.a.v); “O mağfiret edildi. O mağfıret edildi. O mağfiret edildi!”(2) buyuruyor.


Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Rasülullah (s.a.v) buyurdular ki:

“Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever.” Bir rivâyette: “Kim o isimleri sayarsa cennete girer” buyurmuştur. Buhârî hadisi bu lafızla çıkarmıştır. Müslim'de “tek” kelimesi yoktur.(3)

Ebu Hureyre’nin naklettiği Esmaü’l-Hüsna şunlardır:

“Rasülullah (s.a.v) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretlerinin doksan dokuz ismi vardır, yüzden bir eksik. O, tektir, teki sever. Kim bu isimleri ezberlerse cennete girer. Onlar şunlardır: Allah, el-Vahid, es-Samed, el-Evvel, el-Ahir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Hâlık, el-Bâri, el-Musavvir, el-Melik, el-Hakk, es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Latif, el-Habîr, es-Semî', el-Basir, el-Alîm, el-Azîm, el-Bârr, el-Müte'âl, el-Celîl, el-Cemîl, el-Hayy, el-Kayyüm, el-Kâdir, el-Kâhir, el-Aliyyu, el-Hakîm, el-Karîb, el-Mucîb, el-Ganiyyu, el-Vehhab, el-Vedüd, eş-Şekür, el-Mâcid, el-Vacid, el-Vâli, er-Râşid, el-Afuvvu, el-Ğafür, el-Halîm, el-Kerîm, et-Tevvâb, er-Rabb, el-Mecîd, el-Veliyyu, eş-Şehîd, el-Mübîn, el-Bürhân, er-Ra'üf, er-Rahîm, el-Mübdiu, el-Mu'îd, el-Bâisu, el-Vârisu, el-Kaviyyu, eş-Şedîdu, ed-Dârru, en-Nâfi'u, el-Bâki, el-Vâkî, el-Hâfıd, er-Râfi', el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Mu'ızzu, el-Müzillu, el-Muksıt, er-Rezzâk, Zü'l-Kuvve, el-Metîn, el-Kâim, ed-Dâim, el-Hâfız, el-Vekîl, el-Fâtır, es-Sâmi', el-Mu'tî, el-Muhyî, el-Mümît, el-Mâni', el-Câmi', el-Hâdî, el-Kâfı, el-Ebed, el-Âlim, es-Sâdık, en-Nur, el-Münîr, et-Tâmm, el-Kadîm, el-Vitru, el-Ahadu, es-Samedu, ellezi lem yelid ve lem yüled ve lem yekün lehu küfüven ahad.”


Zûhrî der ki: "Bana birçok ilim ehlinden ulaştığına göre, bu Esmâu Hüsna'nın okunmasına "Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehü'l Mülkü ve Lehü'I-Hamdu bi-yedihi'l-Hayr ve huve ala külli şeyin kadîr, la ilahe illâllahu, Lehü’l-Esmaü’l-Hüsnâ” diye başlanmalıdır.

Tirmizî'nin rivâyetinde ise Rasülullah (s.a.v)’in, Allah'ın isimlerini şöyle yazdığı nakledilmektedir:

“O Allah ki O'ndan başka ilâh yoktur. Rahman'dır. Rahim'dir. E1-Meliku'l-Kuddûsu, es-Selâmu, el-Mü'minu, el-Müheyminu, el-Azîzu, el-Cebbâru, el-Mütekebbiru, el-Hâliku, el-Bâriu, el-Musavviru, el-Gaffâru, el-Kahhâru, el-Vehhâbu, er-Rezzâku, el-Fettâhu, el-Alîmu, el-Kâbizu, el-Bâsitu, el-Hâfidu, er-Râfiu, el-Muizzu, el-Müzillu, es-Semîu, el-Basîru, el-Hakemu, el-Adlu, el-Latîfu, el-Habîru, el-Halîmu, el-Azîmu, el-Gafûru, eş-Şekûru, el-Aliyyu, eI-Kebîru, el-Hafîzu, el-Mukîtu, el-Hasîbu, el-Celîlu, el-Kerîmu, er-Rakîbu, el-Mucîbu, el-Vâsiu, el-Hakîmu, el-Vedûdu, el-Mecîdu, el-Bâisu, eş-Şehîdu, el-Hakku, el-Vekîlu, el-Kaviyyu, el-Metînu, el-Veliyyu, el-Hamîdu, el-Muhsî, el-Mubdiu, el-Muîdu, el-Muhyi, el-Mümîtu, el-Hayyu, el-Kayyûmu, el-Vâcidu, el-Mâcidu, el-Vâhidu, el-Ahadu, es-Samedu, el-Kâdiru, el-Muktediru, el-Muahhiru, el-Evvelu, el-Âhiru, ez-Zâhiru, el-Bâtinu, el-Vâli, el-Müte'âli, el-Berru, et-Tevvâbu, el-Müntekimu, el-Afuvvu, er-Raûfu, Mâliku'l-Mülki, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksitu, el-Câmiu, el-Ganiyyu, el-Muğnî, el-Mâni', ed-Dârru, en-Nâfiu, en-Nûru, el-Hâdî, el-Bedîu, el-Bâki, el-Vârisu, er-Reşîdu es-Sâbüru.”


İsimleri bu şekilde, sâdece Tirmizî saymıştır.

(1) Tirmizî, Daavât 65, (3471); Ebû Dâvud, Salât 358, (1493).
(2) Ebû Dâvud, Salât 184, (985); Nesâî, Sehiv 57, (3, 52).
(3) Buhârî, Daavât 68; Müslim, Zikir 5, (2677); Tirmizî, Daavât 87, (3502).


Arif Arslan

Yorum (1) :: Bağlantı

10/10/2007 - ALLAH (C.C)

Kategori: 1 Allah sevgisi
Allah ismi, bütün ilâhî isimleri câmidir, yani hepsini içine alır. “Bütün isimler Allah’ın isimleridir,” denilir, ama ‘Allah, Rahmân’ın ismidir, Rahîm’in ismidir...’ denilmez.

Bütün isimleri içine alan ism-i âzamın hangi isim olduğu hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte, İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu bu mübarek ismin, ism-i âzam olabileceğini söylemişlerdir.

Bunun için, bir kul ‘Allah’ dediği zaman bütün ilâhî isimleri ve sıfatları birden yâd etmiş olur.
“Lâ ilâhe illâllah” kelamı, esmâ-i hüsnanın adedince kelamları tazammun ediyor... “Lâ Hâlıka illâllah,” “Lâ Fâtıra, Lâ Râzıka, Lâ Kayyûme illâllah” gibi... ( Mesnevî-i Nuriye )

Rahmân, Rahîm, Rezzak, Ğaffar gibi ‘cemâlî isimler’ ruhumuzda şükür ve senâ mânâlarını canlandırırken, Ehad, Samed, Kayyûm, Kadîm, Bâki gibi ‘kemâlî isimler’ kalbimizi hayret ve takdir hisleriyle dolduracak, Kahhâr, Cebbâr, Kadîr, Muntakim gibi ‘celâlî isimler’ ise bize noksanlığımızı, aczimizi, fakrımızı hatırlatarak nefsimize takva şuurunu kazandıracaktır.

Allah ismi, bütün esmâ-i hüsna gibi, bütün kemâl sıfatları da câmidir.

•••

Allah diyen bir kul, bütün ilâhî sıfatları ve bütün esmâ-i hüsnayı birden zikrettiğini bilerek, kendisini ilâhî isimlerin en parlak tecellisi ve ilâhî sıfatlardan haber veren bir hilkat mucizesi olarak yaratan Rabbine sonsuz hamd ve senâ eder.

Lafza-i Celâl denilen bu ism-i âzamı okuyan bir mü’min, ‘uluhiyet’ hakikatini düşünür ve ondan ‘ubudiyet’, yani kulluk hakikatine intikal eder. Bu ise saadetlerin en büyüğüdür.



 

Yorum (0) :: Bağlantı

10/10/2007 - Marifetullah ne demektir?

Kategori: 1 Allah sevgisi

Marifet, tanıma, bilme demektir. Marifetullah, Allah’ı Kur’anın bildirdiği gibi tanıma, sıfatlarını, isimlerini ve bunların sonsuz kemalde olduğunu bilme, İlâhî hakikatlere vakıf olma, şeklinde özetlenebilir.

Allah’a inanan insanın kalbi imanla nurlanmıştır. Bu, kör gözün açılmasından, işitmeyen kulağın duymaya başlamasından çok ileri bir inkişafla ruhun, Rabbine kavuşması, Ona inanması ve kendini Onun mahlûku bilmesidir. Şimdi sıra, Onu tanıma vadisinde mesafeler almaya gelmiştir.

Kur’an-ı Kerim, mümine daima marifet dersleri verir. Allah’ın adıyla başlar ve hemen Allah’ın Rahman ve Rahim olduğunu bildirir. Bu bir marifettir, yâni Allah’ı tanımaktır; Rahman ve rahim olarak.

Yaratan Rabbinin ismiyle oku!” emriyle Allah Resulü’ne (asm.) ve onun şahsında da bütün ümmetine marifet sahasında mesafeler kat etme emri verilmiştir. Biz bu emirdeki Rab isminden dersimizi alarak, öncelikle kendimizde tecelli eden ilâhî terbiyeyi okuruz. Yüzümüzü gözümüzü okuruz; kalbimizi ruhumuzu okuruz, Kanımızı, hücremizi okuruz. Hepsini en güzel ve en faydalı biçimde terbiye eden Rabbimizin rahmetini, keremini okuruz. Okudukça onun terbiye ediciliğine olan marifetimiz artar. Onun rahmetine marifetimiz artar. İhsanını daha güzel, daha net, daha açık seyreder oluruz.

Ayetin devamına geçer, nutfeden yaratıldığımızı ibretle düşünürüz. Bizi her şeyimizle o küçücük şifrede yerleştiren ve onu açıp her organımızı yerli yerine koyan Rabbimizin lütfuna, rahmetine hayran kalırız.

Rab ismi üzerindeki bu düşüncelerimiz bizi Fatiha Suresine götürür. Rabbimizi, “Rabb-ül-âlemin” olarak tanırız. O, bizim Rabbimiz olduğu gibi, bütün hayvanlar, bitkiler âleminin de Rabbidir. Sema âleminin, arz âleminin de Rabbidir. Melek âleminin, cin âleminin de Rabbi. Arşın, kürsinin, cennet ve cehennemin de Rabbi. Bunları düşündükçe, onun marifetinde daha da terakki ederiz.

Rab ismi İlâhî isimlerden sadece birisi. Diğer isimleri ve tecellilerini de aynı şekilde tefekkür ederiz. Allah’ı Rab olarak tanıdığımız gibi, Rezzak olarak, Muhyi (hayat verici), Kerim olarak, Kadir olarak da tanırız. Böylece marifetimiz daha da artar. Sonra, bütün bu isimlerin İlâhî sıfatlardan geldiğini düşünürüz. Marifetimiz sıfatlar aleminde derinleşir ve genişlenir. Ve sonunda, bütün bu sıfatların bir tek zata ait olduğunu bilmekle tevhit sahasına girer, Allah’ı hiçbir mahlukuna benzemeyen, bütün sıfatları gibi zatıyla da eşi ve benzeri olmayan tek zat olarak biliriz.

Allah’ın yarattığı eşya üzerinde bilim adamlarının dünya yaratılalı beri kafa yormaları ve her gün yeni keşiflerde bulanmaları, varlık alemini her geçen gün biraz daha tanımaları gösteriyor ki bu eserlerin tümünü yaratan Allah’ı tanımanın, Onun marifetinde ilerlemenin sonu yoktur. Peygamber Efendimiz (asm) miraç mucizesinin son durağında, “Ben seni hakkıyla tanıyamadım.” buyurmakla, hem bu sahanın sonsuzluğunu, hem de marifetimizi kesinlikle yeterli görmeyip ömrümüzün sona kadar bu yolda ilerlememiz gerektiğini bize ders vermektedir.

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=19

Yorum (0) :: Bağlantı



Create Your Custom Message

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->